reklam
reklam

CİDE’NİN ECE SULTANI

reklam
24 Eylül 2019 2.110 views 0
reklam

Konumuz başlığı “ECE SULTAN” Ancak Ece Sultan’ı anlatırken tarihin derinliklerine de kısa bir yolculuk yapmak gerekiyor.

Cide bilindiği gibi, ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu belli olmayan Karadeniz’in kenarında bir kasaba. Karadeniz’in kenarında olunca tamamen denize bağlıymış gibi olması akla gelmesin hemen, Cide’nin deniz ile bağı tabiiki önemli, Tarihin çeşitli zamanlarında, birçok kavmin, o zamanlar da adı Karaağaç olan Cide iskelesini kullandığı biliniyor. Hele Osmanlı döneminde, Gideros ve Cide İskelesi’nin önemi çok daha bariz şekilde görülüyor. Donanmanın ağaç ihtiyacının büyük bir bölümü, bu bölgede çokça yetişen kestane ormanlarından karşılanması, Sarayın yakacak ihtiyacının yine bu bölgeden tedarik edilmesi, ilçenin ve iskelelerin önemini artırmış.

O dönemlerin önemli kişilerinden 1248/1833 tarihli bir belge de: Güren Bölgesi Çavuş Köyünde ikamet eden Hasan Çelebi Oğlu Halil Ağa’nın Cide Ayanlığı’nın yanı sıra “ Fırtateyn-i Hümayun Nazırı”unvanının da verildiği görülmektedir. Ayrıca yine aynı kişinin, Cide ve Gideros’ta Donanmaya, firkateynyapmaya memur edildiği belirtilmektedir.

Cide 19.YY.da en parlak dönemlerini yaşıyor. Ağaç, orman işçiliği, deniz ticareti, sayıları yüzlerin çok çok üstündeki dokuma tezgâhları, dokuma tezgâhı sayısının çok olması kendir kenevir ekiminin de olağan üstü olduğunu belirtmektedir. Her Cideli genç kızın çeyiz sandığında bulunması neredeyse zorunlu olan “Cide Bezi” Dediğimiz keten bezin ne kadar revaçta olduğu da unutulmamalıdır. Ancak nasıl olduysa zamanla “Cide Bezi” “ Şile Bezi” oluvermiş, elimizden uçup gitmiş. Tabi bunun başlıca nedeni; Keten kenevir ekimlerine getirilen yasaklar sonucu olduğunu varsayabiliriz.

CİDE (Cuma Yeri)

Cuma Yeri, birçok Anadolu kasabasında olduğu gibi, Cide’nin de eski adı. Bu küçük kasaba; çevre köyleri ile birlikte, Gemicilik, ziraat, hayvancılık, dokumacılık ve ticaret. Bir de deniz yoluyla yapılan ticareti var.Bu ticareti de sınıflarsak karşımıza üç değişik tür çıkıyor. Birincisi; Gemi sandal vb. inşası. İkinci sırada; İstanbul’da dahil, çevre il ve ilçelere gemiyle gönderilen, kereste, meyve, sebze vs. gibi ürünlerin ticareti. Üçüncüsü ise; Deniz yolu ile Cide’nin tam karşısındaki Kırım ile yapılan ticaret. Genel de tuz alımı için 2 gece 3 gün süren bu yolculuk Cide ticaretinin önemli ayaklarından biri.

CİDE’NİN EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ

Ancak bu Cuma yerinin başka yerlerden ayıran önemli bir özelliği var. Buradan, marangoz, demirci, kalaycı, duvarcı, taşçı, gemici, gemi inşası vs. gibi ustalar yetişiyor. Bu insanlar geçimini sağlamak için kimi zaman köy köy gezerek kendilerine iş buluyorlar kimi zamanda büyük sancaklara giderek orada ki işleri yapıyorlardı. Bu konuda hayli ünlenmiş olmalılar ki; Osmanlı Rus savaşlarında Karadeniz’in kuzeyindeki kaleleri bir bir kaybederken buraların tahkimatı için yöreden önemli ölçüde usta alınıp götürülmüş ve bunların büyük bir çoğunluğu da geri dönme olanağı bulamamışlar. O dönemin savaşlarında bundan dolayıdır ki bu yöreden asker kaybından çok, yetişmiş eleman kaybı olmuş.
Peki, bu kadar usta bu kasabada nasıl yetişiyor, nasıl ünlenip, çevrede ve diğer beyliklerde iş yapma olanağı buluyorlar, hatta Osmanlı donanmasının, gemi inşasına kadar el atabiliyorlardı.
Bu sorunun yanıtı var tabi, o dönemlerde İlçede bir ahilik zaviyesi vardı. Zaviyenin yeri bu günün Ece Köyü ile Kesim Hüseyin Ağa Köyü’nün (Cici Köyü) arasından geçen derenin iki tarafındaydı. Zaviyenin o bölgede, dükkânlar işyerleri arsalar ve tarım yapılabilecek kadar yeterince tarlaları bulunuyordu.

Bu zaviye usta yetiştirmekle kalmayıp, köylerin ortak kullanım alanlarının yol yapma, köylerin su ihtiyaçlarını giderme gibi önemli işlere de imza atıyorlardı. Ece Köyünün Tekke Yanı denilen yerdeki su sarnıcı, ilçeyle bağlantısı olan yolun merdiven şeklinde taşlardan yapılması, aynı şekilde Cici köyünün yol ve su ihtiyaçlarının karşılanması, birçok cami ve evler, o zamanın ustalarının eserleri olduğu aşikârdır.

ECE SULTAN KİMDİR VE CİDE’YE NE ZAMAN NASIL YERLEŞMİŞTİR

Ece Sultan’ın kimliğini doğru şekilde anlayabilmemiz için tarihte kısa bir yolculuğa çıkıp, birkaç soruya yanıt vermemiz gerekiyor:

AHİLİK NEDİR

Ahilik, Selçuklu Devletinin parçalanıp yıkılması sırasında yani son dönemlerinde ve Osmanlı Devletinin kuruluş dönemi arasında kendini her konuda geliştirerek güçlenen esnaf örgütüdür. Ahi adı, kimi tarihçilere göre “kardeşim” anlamına gelen Arapça “ahi” ya da “eli açık” anlamına gelen Türkçe “akı” sözcüğünden geldiği söylenmektedir. Ahi teşkilatının başlangıcına dair çok sayıda görüş vardır. Bunlardan en çok kabul göreni; 13. yüzyılda yaşayan Ahi Evren adlı kişinin, Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden, esnaf ve zanaatkârları bir araya getirerek kurduğu büyük bir örgüttür

AHİ EVRAN

hilik kurumunun kurucusu olan ve “Ahı Evren” ismiyle ünlenen Şeyh Nasireddin Mahmut el-Hoyı, ilk eğitimini Yesevi’liğin yaygın olduğu Azerbaycan’da aldı. O’nun felsefesine göre; Ahiliğe girenlerin mutlaka bir sanat sahibi olması gerekiyor. Bu konuda yazıp çizmek yerine, pratiğe önem veren, deneyerek öğrenme ve öğretmeye inanan bir kişiydi. Ahi Evran’ın bu düşünceleri Anadolu’da hızla yayılarak gelişti
AHİLİK NEREDE KURULDU
Bir kısım önemli araştırmalar Ahiliğin Kırşehir’de ortaya çıktığını ileri sürse de, başka bir görüşe göre, Bağdat’ta büyük üstatlardan ders alan Ahi Evran, Arapların kurduğu Fütüvvet Teşkilatı’ndan etkilenerek, 1205’te Anadolu’ya gelmesinden kısa bir süre sonra ilk olarak Kayseri’de Ahilik Teşkilatını kurduğu anlatılır.

AHİLİK NASIL GELİŞTİ
Tarihi kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında, Ahi Evran zamanında Anadolu’nun şehir ve kasabalarında ortaya çıkan Ahi kurumlarının, Ahi Evran’a bağlı çok önemli merkezi bir teşkilat olabileceği görüntüsü ortaya çıkıyor. O’nun bilgeliği ışığında kurulan bu kurumlar, koyduğu ilkelere bağlı kalmışlar, daha da gelişmesini sağlamışlardır. Manevi olarak Ahi Evran’a bağlı geniş bir örgütün Anadolu’ya yayılmış dalları gibi faaliyet göstermişlerdir. Ahi Evran’ın ölümünden sonra,( Selçuklular tarafından isyana kalkışma suçu işlediği gerekçesiyle öldürülmüştür.) bağlı bulundukları Ahilik ilkelerinde büyük benzerlikler bulunmakla beraber, Asıl adı Şemseddin Ebu olan Ünlü seyyah İbn-i Batuta’nın belirtiği gibi, Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yayılan bu kurumlar arasında bir bağ bulunmamaktadır.

ANADOLU’NUN TÜRKLEŞMESİ VE MÜSLÜMANLAŞMASINDA AHİLİK TEŞKİLATININ ROLÜ
Ahilik Teşkilatı Selçuklular döneminde ekonomik ve ticari faaliyetlerinin yanı sıra, askerî ve siyasî faaliyetlerde de bulunmuş, aynen Bektaşi ve Yeniçeri Ocaklarının olduğu gibi Osmanlı Beyliği’nin kuruluşunda ve güçlenmesinde etkin rol oynamışlardır. Aşıkpaşazade Derviş Ahmet, Osmanlı’nın kurulmasında etkin olan Dört unsur arasında Ahiliği de belirtmiştir. Bu unsurlar; Gaziyan, Baciyyan, Abdalan ve Ahiyan’dır.

GAZİYAN
Önceki dönemlerdeki Türk topluluklarında Alpler diye bilinen her yerde bir kahraman olarak saygı gören bu kişiler, Müslüman olduktan sonra Gazi olarak adlandırılmışlardır. Bu, bir çeşit rütbe bir unvandır. Alp unvanı Selçuklularda da kullanılmıştır. Bu unvanlar alan kişiler, vatanı, milleti dini için canlarını, mallarını feda edebilen önemli kahramanlardır. Birkaç isimle daha anılırlar: Reis’ül-Fityan, Ayyarbaşı ve Sipahsalar-ı gaziyan.

AHİYAN
Ahiyan-ı Rum yani Anadolu Ahileri Türkler tarafından geliştirilmiş fütüvvet teşkilatının Anadolu’da yayılmış ve çok etkin olmuş bir şeklidir. Moğol istilası sonucunda dağılan, birlikleri bozulan ve ardından çıkan iç isyanlarla halkın geçirdiği sıkıntılar, buhranlar döneminde, birçok manevi lider ortaya çıkmıştır. Mevlana, Yunus Emre ve Ahi Evran bu liderlerin en önemlileridir.

Ahi Evran o zamanki zaviye ve tekkeleri birer meslek kuruluşu haline getirerek çok önemli bir görev üstlenmiştir zamanın Müslüman Türkleri özellikle bekâr gençlerin sanat veya meslek sahibi olanlarını toplayıp bir araya getirmiştir. Kendi aralarında seçtikleri ve reis olarak tayin ettikleri kişiye de “ AHİ” Adını vermişler, Cemiyetlerinin ismini değiştirmeyip, eskiden olduğu gibi Fütüvvet demişlerdir.

ABDALAN
Abdalan-Rum, Birçok kaynakta bunlara “Horasan Erenleri” de denir. Osmanlı döneminde bile Sultanların yanında savaşa giren tahta kılıçlı bu insanların toplum ve asker üzerinde etkisi büyüktü. Müslümanların arasındaki bu dervişler, bazen Bektaşi Babası bazen Alevi Dedesi diye de adlandırılmış olsa bile. Bunlar her Müslüman kesime hitap edebilen maneviyat erenleri olduğu bilinmektedir.

BACİYAN
Bacıyan-ı Rum diye adlandırılır. Aslı “Anadolu Kadınlar birliği”dir. Bilindiği üzere “Bacı” kelimesi kız kardeş veya abla anlamına gelir ve hala kullanılır. “Rum” kelimesi de sanıldığı gibi değil “Anadolu” anlamına gelir ve Anadolu’yu ifade eder. Dünyanın ilk kadın teşkilatını, Ahi Evran’ın eşi Fatma Bacı kurmuştur. Tarihi belgelerden anladığımıza göre bu teşkilat Kayseri’de kurulmuş, Anadolu’da kadınların kurdukları teşkilat içinde; İlme, sanata ve ahlaka ne kadar çok önem verdikleri ve bu konu da söz sahibi oldukları bir gerçektir. Bacıyan-ı Rum Teşkilatının üyeleri olan hanımlar, Kayseri’de kendilerine ait bu günkü adı ile adlandırırsak “Sanayi Sitesi” Kurmuşlar, çadırcılık, Keçecilik, nakışçılık, her türlü dokuma sanatları, ipek ve pamuk ipliği gibi birçok dalda faaliyet göstermişler. Sadece kendi yerleri içinde değil, Ahilerin çalıştığı yerlerde de kadınların çalışabildiği çalışma alanları mevcuttu o zamanki birçok batılı araştırmacı ise gördükleri bu olay karşısında hayretlerini gizleyememişlerdir.

ECE ZAVİYESİ BİR AHİ ZAVİYESİDİR
Araştırma;
Dr.İbrahim Dinek
Tekye (Tekke, galat), dayanma, dayanacak yer, tarikat mensuplarının
oturup kalktıkları, ayin icra ettikleri yer demektir. “Zaviy’e”,
“Hanlıôh”, “Dergôh” ve “Asitane” isimleri de yaklaşık aynı manalardadır.
Zaviye; hücre, küçük oda, Tekyelerin biraz küçüğü olup şehirlerin
Kenarlarında yapılan, tarikat mensuplarının oturup kalktığı,
ayin yaptıkları yer manasında kullanılmaktadır16• Arşiv vesikalarında,
Aralarında hemen hemen hiçbir ayrım gözetilmeksizin “Tekye,
Zaviye, Hanikah ve Dergâh” birbirlerinin yerine kullanılmaktadır.
Bir belgede aynı yer için 2’sinin veya 3’ünün bir arada kullanıldığını
Gördük. O nedenle biz de bunları birbiri yerine aynı anlamda kullanma
Cihetine gittik.
Özellikle hem dini hem de mesleki özelliği çlan
“Ahi Zaviyeleri” Anadolu’nun çeşitli bölgelerine hızla yayıldı. “lbni
Batuta”nın öve öve bitiremediği “Ahi Zaviyeleri”18, Selçuklu yönetimi
tarafından himaye ve destek gördü. Ahilerden sonra çeşitli
.tarikat ve bunlara bağlı “Tekye ve Zaviyeler” hızla Anadolu’ya yayıldı.
Bu tekye ve zaviyelerin “şeyh”, “ulu” ve “miirit”leri “mistik”
(toplumdan kopuk) ve “tu/eyfi” (bedavacı) yaşayışı seçmediler.
Tam. tersine, bir taraftan şeriatla tarikatı birleştirip Islam misyoneri
gibi Islamı ve Türk kültürünü yayarken, diğer taraftan tekye ve zaviyelerin
etrafında yer alan arazileri ekip biçrneğe, şenlendirmeğe,
çeşitli “derbent” (geçit) ve “ribat”ları (askeri merkez) koruyarak iç
güvenliği sağlamış,”diğer taraftan ise muharip bir güç gibi fütühatlara
katılarak “Alp”, “Eren”, “Alperen”, “Gazi”, “Abdalan-ı Rum”,
“Baba” gibi ünvan ve sıfatlar alma cihetine gitmişlerdir’
Tarikat ve onlara bağlı
Tekye ve Zaviyeler”in vakıflar tarafından desteklendiği, bunlara
bağlı vakıfları da “Tekye-Nişin Şeyh” veya “Post-Nişin Şeyh” veyahutta
“Zaviyedar” olarak adlandırılan “Şeyhler”in “mütevelli” olarak
yönettikleri net olarak anlaşılmaktadır. Bu uygulama, Osmanlı
vakıf sistemi ile “Tekye ve Zaviyeler”in içiçe yaşadığını, vakıf kuralları
içinde her türlü desteği gördüklerini, vakıf hukuku içinde
“ümera”, “ülema” ve “elıl-i şer” tarafından korunup, desteklendiklerini
açıkca göstermiş olmaktadır.
NOT: Bu konu beni fazlası ile araştırmaya teşvik etti, Türk Kadınının Tarihi süreçteki yerini toparlamaya fırsat bulursam başka bir yazı ile sizlere ulaştırmaya çalışacağım. Tekrar asıl Konumuza Yani “ ECE SULTAN” a geri dönelim.
Cuma Yanı Merkezi küçük, kasaba denilebilir mi bilemeyiz. Nedeni denize yakınlığı tabi. Tüm zamanların korkusu korsanlık olayı burada da geçerli. Sahildeki uzun düzlük, denizin hemen derinleşmesi, kayalıkların olmaması korsanlar için bulunmaz nimet. Tekneleri baştankara yap

ıp karaya çıkmaları bu özelliği olan yerleşim yerlerinde çok ko


Kartal escort

Pendik escort

Kurtköy escort


Ankara escort
Ankara escort bayan
Escort ankara


Anadolu Yakası Escort
Anadolu Yakası Escort Bayan
İstanbul Escort


Pendik escort
Kurtköy escort
Kartal escort


izmir escort
izmir escort bayan
Escort izmir


Beylikdüzü escort
Beylikdüzü escort bayan
Escort Beylikdüzü


Çankaya escort
Çankaya escort bayan
Kızılay escort

lay. Sahilde, eski tarihi kalıntılardan yapılmış gemi çekekleri, biraz yukarılarda samanlık ve hayvan barınaklarından başka bir şey yok. Şimdiki Çarşı Merkezinde birkaç ahşap bina, yine eski yıkıntılar, birden fazla kilise benzeri yapılar var. Nüfus yapısı karışık, Mahalle denmeyecek birkaç evin olduğu bölgelerde yaşayanlar kendi kültürlerini yaşıyorlar. Türkler, Rumlar, Karadeniz üzerinden gelen denizciler, Kendilerine yeni yurt arayan Türkmen boyları yerleşmişler. Memiş Köyü (eski),Sarı Köyü, Sofular, Mandırbaşı, Demirci Köyü, Bağyurdu, Irmak (Eski),Erküt, Sipahi (Bu Bölge de önemli bir yerleşim yeri, Osmanlı gelinceye kadar nüfusunun çoğu yabancı)Kasım Köyü, Köseli, ve Ece Köyü. Dikkat edilirse Kumluca tarafı ve Aydos sınır alınmış zamanki şartlarda Irmaklar nehirler büyük dağ sıraları yerleşim yerlerinde belirleyici sınır çizgileri olduğundan ilişkiler de sınırlı, yönetimler farklı güçlerin elinde.
Ece Köyü, yani Tekke Köyü o zamanların en büyük yerleşim yerlerinden birisi, Şimdiki hali ile düşünürsek, Tarakçı, Cici, mantar zehirlenmesinden yok olan Eğli Köyü (Cici Köyü ile Tarakçı Köyünün arasında Mantar Dağı’na yakın yerde kurulu olan köy) Erküt deresinden Demirci Köyü Deresine kadar olan bölgeyi neredeyse içine alıyor.
Anadolu’nun Türkleşme süreci hızlanmış, Kırşehir Yöresinde başlayan ahilik teşkilatı bu sürece son derece önemli katkılar vermeye başlamıştı. Burada yetişen müritler kuşaklarını taktıktan sonra Anadolu’nun dört bir yanına dağılıp burada teşkilatlanmak için büyük çaba ve gayret içine girmişlerdi
İşte böyle bir zamanda İlçeye gelen bir zat misafir edilmek üzere Türkmenlerin çok olduğu Tekke Köyüne gönderilmiş orada köy odasında misafir edilmesi ile başlayan hikâye yöremiz için çok önemli bir sürecin başlamasına vesile olmuştur.
Gelen Zat’ın din bilgisi ile kısa bir zamanda ön plana çıkmış, kendisine bu günkü mezarının olduğu yerde bulunan oda ve küçük bir arazi verilmiş. Önceleri sadece dini konularda bilgi veren zatın, kısa bir zaman içinde birçok konuda bilgi sahibi olduğu anlaşılınca, yerleşik düzene geçmeye çalışan Türkmenlerin velinimeti haline gelmiş. Marangozluk, taş ustalığı, dericilik, Tarım, dokumacılık gibi hayati önem taşıyan işkollarında bilgi sahibi olan Ece SULTAN, ünlendikçe, kendisine verilen değerle birlikte, etrafındaki kişilerin sayısı artmış, daha geniş alanlara yayılmış. Kendisi tekke Kültürü ile yoğrulduğu için, aynı kültürü buraya da yerleştirmiş. Usta çırak ilişkisi ile yetişenlerle birlikte çevrede dükkânlar, yeni yeni, yerleşkeler oluşmuş.
Anadolu’yu Türkleştirme çabası her Ahinin asli görevlerinden biri, İslamiyet’i anlatma ile birlikte belki de en büyüğüdür.1300 lü yılların başında İlçemize gelen Ece Sultan’da İlçenin ve yörenin Türkleşmesi konusunda olağanüstü çaba sarf etmiştir. Bundan dolayıdır ki ilçemizdeki yabancı nüfus diğer bölgelerle kıyaslandığında son derece azdır. İlçemizin şansı tüm Anadolu’ya yayılan Ahilerin arasında olan Ece Sultan’ın, olağanüstü donanımlı, hem dini açıdan, hem de ustalık bilgi, beceri ve daha da önemlisi ikna kabiliyeti çok yüksek bir kişi olması. Zaten çok kısa bir zaman zarfında yerleşip hem Müslümanlar hem de gayrı Müslümlere kendini kanıtlayıp çevre edinmesi, o zamanki şartları da göz önünde bulundurursak nasıl bir kişilik olduğu ortaya çıkıyor.
Ece Sultan ahilik geleneklerini yörede büyük bir özveriyle uygulamaya çalışmış, çevresine toparladığı onlarca genç yetiştirip onları da birer Ahi yapmıştır. Bölge kısa sayılabilecek bir zaman zarfında kendi kendine yetecek bir hale gelmiş, tarım, hayvancılık, bilhassa dokumacılık alanında zamana göre çok çok ileri bir seviyeye ulaşmıştır. İzleri 20-30 yıl öncesine kadar gelebilen ve birçok evde bulan düzen (Kilim Dokuma işinde kullanılan ahşap düzenek) Kirman, iğ, çıkrık gibi aletleri belli bir yaşın üstündeki insanlarımız kolaylıkla hatırlayacaktır. Tarihçi Halil İnalcık’ın tespitlerine göre Kastamonu yöresi buna tabi iki Cide ve çevresi de dâhil,15.yüzyıl ile 18.yüzyıl arasında Anadolu’daki önemli dokuma merkezleri arasında yer alıyordu. Cide’de; Bilhassa düz ve renkli dokuma olarak, yatak çarşafı, kadın önlüğü, peşkir, göynek, yazma, keten bezi, kilim ve benzeri türde birçok dokuma işlemi yapılabiliyordu. Bilhassa yöremiz kadınlarının bu el emekleri yıllarca ilçeye önemli bir gelir sağlamıştır. Zamane tüccarları bu tür üretilen malları toplayıp Tebriz ve Halep’ten gelen ipekli kumaşlarla birlikte, İpek Yolunun üzerinde olan Karaağaç (cide) iskelesinden ve İnebolu Limanından Kırım’a bile götürmüştür. Kırım Rus Çarlığı ile tuz alışverişinin merkezi de yine bilindiği üzere Cide’dir At sırtında yapılabilen ticaret ile Cide de üretilen mallar, çevre il ilçe ve yerleşim bölgelerinde satılmış daha sonraları da İstanbul’a götürülmüş ve pazarlanmıştır. Belli bir zaman sonra da İstanbul’a giden Cideli ustalar belli yerlerde yöreye ait ürünleri üretip pazarlanması işi ile daha büyük çapta ticarete atılmışlar. İstanbul’un belli bölgelerinde yoğunlaşan Cideli esnafların geçmişini araştırma şansı bulunursa, birçoğunun muhtelif dönemlerde yaşayan atalarının İstanbul başta olmak üzere Birçok büyük yerleşim birimine gidip oralarda yaşamağa başladığı ve ticaretine devam ettiği görülebilir.
Yörede yaşayan erkekler ise birçok meslek edinmişler. Tarım, hayvancılık yani ziraat dışında; Taş ustalığı, ağaç işçiliği, gemicilik, gemi inşası, kalaycılık, demircilik gibi birçok iş kolu önemli sayılabilecek konuma gelmiştir. Küçüklü büyüklü tekne sandal, çektime, kütük kayıkları gibi üretilen deniz araçlarının hiçbir metodik kurala uymadan inşa edilip denize indirilmesi bu konuda ne kadar maharetli ustaların olduğunun kanıtıdır. Ağaç işçiliğinin bir kolu da şimşir kaşık, çatal, mekik tarak gibi ev araç gereçlerinin yapımı olup oldukça ünlü olduklarını hepimiz biliriz.
(Şimşir kaşık işi ile uğraşan aileler araştırılırsa, babadan oğula yöntemi ile en az 500 yıl geriye kadar gittiğini görebiliriz)
Aynı şekilde demircilerde; Saban, tırmık, balta, bıçak, kürebi, at nalı, menteşe kilit, pencere korkuluğu, araba teker çemberi üretirlerdi. Marangoz ve ağaç işleri ile uğraşanlar ise yapılan evler kapı pencere dolap masa gibi işler dışında bilhassa oymacılık işi ile de çok ünlenmişler, zamanın başkenti İstanbul’da birçok esere imzalarını atmışlardır.
İlçemizde büyük bir gelişime imza atan Ece Sultan’da her fani gibi bu dünyadan göçmüş, kendisinin mezarı da tamda bu işleri başlattığı yere, yani şimdiki mezarının olduğu yere gömülmesi, yetiştirdiği insanlar tarafından uygun görülmüştür.
Ece Sultan’ın vefatından sonra yerine geçen ahiler de aynı geleneği titizlikle sürdürmüşler ta ki 18 yy.a kadar.
Osmanlı Arşiv Kayıtları
Araştırmacı
Dr. İbrahim Dinek
Osmanlı da başlayan duraklama ve gerileme devirlerinde koskoca imparatorluğu neyin ayakta tuttuğu Avrupalılar tarafından anlaşılmış, ahilik teşkilatının bitirilmesi için büyük çaba sarf etmişlerdir. Ahiliğin ülkede çöküşü Tanzimat Döneminde hız kazanmıştır. Ahiliğin yansıra Orhan Bey zamanında kurulduğu düşünülen Lonca teşkilatının yabancı tüccarlara da üretme ve ticaret hakları tanıması, Yine Gedik adlı teşkilatın yetkisiz ellerde, bilhassa Yeniçerilerin ve esnaf olmayan kişilerin bu işe el atması Ahilik teşkilatlarını çöküş dönemlerinde sahipsiz bırakılmasına kadar gitmiştir. Öyle ki Anadolu’daki birçok Ahi teşkilatlarının mal varlıkları bile 18.yy sonlarında ve 19.yy başlarında neredeyse talan edilip yok olmuş, zamanın güçlü aileleri bu teşkilatların mallarına el koymuş ve neredeyse kayıtlarına varıncaya kadar silinmiştir.
Ece Zaviyesinin başına gelenlerin Anadolu’daki diğer tekke ve zaviyelerden farkı olmadığı anlaşılmıştır. Bir takım kişilerin konuyu araştırmak için yaptıkları başvurulardan da sonuç alınamadığı, sadece varlığının kanıtlanabildiği ekteki belgeden de anlaşılabilir.
Dr. İbrahim Dinek üstat tarafından Osmanlı arşivlerinde yapılan çalışmalar sonucu ele geçirilen bazı belgeler aşağıda sunulmuştur.
Araştırma:
Dr. İbrahim Dinek.
Tablo 145. Tekke-Zaviyeler ve Bulundukları Yerler
Ece Zv. Hoşalay 1490’lı yıllar öncesi İBK. MCO. 75, v.97a.; BOA. TD. 438, s.648.
Ece Zaviyesi Osmanlı arşiv kayıtları,
DH.MKT. 2336 33 1317Z 24 1 Jandarma efradından Cideli Mehmed’in, Cide’nin Ebced
karyesindeki Ebced Sultan Turbesi Evkafı’ndan olan emlak ve
arazi hasılatının kimin zimmetinde kaldığının tahkiki talebi.
DH.MKT. 2395 14 1318R 29 1 Cide kazası dahilinde Ebced karyesindeki Ebced Sultan Turbesi
Evkafı’ndan olan emlak ve arazi hasılatının kimin zimmetinde
olduğunun bilinemediği ve turbe ile odalarının harab olduğuna
dair ihbar uzerine gereğinin yapılması.
DH.MKT. 2428 39 1318B 21 1 Cide kazası drahilinde Ehced karyesindeki Ebced Sultan
Turbe-i serifinin ve Evkafından olan emlak ve arazinin
hasılatının kimin zimmetinde bulunduğunun jandarma
efradından Mehmed imzasıyla sorulması uzerine burada boyle
bir turbe ve evkafının olmayıp sadece Ecid Dede Turbesi
namında bir maleb er bulunduğun bildirilmesi.
Not:Burada” Ebced “dediği ece köyü, katip hatasıdır.
Zaviyelerde tekyedarlık hizmeti, zaviyenin büyüklüğüne göre birden çok
kişi tarafından yapılmakta idi. Mesela Hoşalay kazasındaki Ece Zaviyesi’nde
tekyedarlık hizmeti, Şeyh Halil evlâdından olan Lütfullah’ın oğulları Şeyh
Durmuş ve Şeyh Emir ile Mehmed oğlu Şeyh Cafer, Emir Ali oğlu Şeyh Emirze
ve Şeyh Mehmed oğlu Abdullah tarafından yürütülmekte idi.
Zaviyelerde çalışan zaviye hüddâmı yani hizmetlileri, geçimlerini temin
için vakıf tahsisatlarından pay alırlardı. Zaviye hizmetini yürüten bu
zaviyedârlar veya tekyedârlar, zaviyenin bulunduğu mahalle veya köy reayası
arasından çıkmakta idi.
KASTAMONU LiVASI CİDE KAZASI
Araştırma:
Dr. İbrahim Dinek.
ECE DiVANI NEFS-i ECE KÖYÜ NÜFUSU
(1830 tarihli nufus defterinin Tekye oğlu sayfası-Şimdiki soy isimleri Tekin)

  • Tekye Oğlu İbrahim, Mustafa oğlu, kısa boylu kır sakallı, 55 yaşında
  • oğlu Mustafa, İbrahim oğlu, kısa boylu kumral bıyıklı, 35 yaşında
    -diğer oğlu Eyüp, İbrahim oğlu, orta boylu ter bıyıklı, 25 yaşında
    -diğer oğlu Hasan İbrahim oğlu sabb-ı emred, 18 yaşında
    -Merkum Mustafa’nın Oğlu Seyyid, Ahmed Mustafa oğlu, 5 yaşında
    -diğer oğlu Seyyid Mehmed ,Mustafa oğlu, 3 yaşında
    -merkum Eyüp’ün Oğlu Osman, Eyüpoğlu,1 yaşında
    Taş Çağı ardı sıra gelen Maden çağından beri ilçemizde insanların yaşadığı bir gerçek Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün 2009 Yılında başlattığı çalışma sonlanmış, yaptıkları yüzeysel çalışmalarla bile tarihimizin insanlık tarihi kadar eski olduğu kanıtlanmıştır. Bu gerçeğin ışığında insanlık tarihine baktığımızda, birçok bilinmeyenlerimizin yanında “Daha Dün” Diyebileceğimiz, Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri zamanında ilçemize yön veren böylesine değerli insanlarımızı araştırıp bulmak, geç te olsa hak ettikleri saygıyı göstermek hepimizin borcu olsa gerek.
    Bilmem ne dersiniz.
    Sabrınız için teşekkürler.
  • (Ali KESİM)


Kartal escort

Pendik escort

Kurtköy escort


Ankara escort
Ankara escort bayan
Escort ankara


Anadolu Yakası Escort
Anadolu Yakası Escort Bayan
İstanbul Escort


Pendik escort
Kurtköy escort
Kartal escort


izmir escort
izmir escort bayan
Escort izmir


Beylikdüzü escort
Beylikdüzü escort bayan
Escort Beylikdüzü


Çankaya escort
Çankaya escort bayan
Kızılay escort

reklam
BENZER KONULAR
reklam
reklam