Advert Advert
Advert Advert
Bu makale 10 Aralık 2016 18:44:14 Tarihinde eklenmiştir. 2412 Defa Okundu.

VAROLUŞUMUZU BU KİŞİYE BORÇLUYUZ.

Tarihteki En Muazzam Varlık

Pazar gününü pazartesiye bağlayan gece Mevlid kandilidir.(11.12.2016)

Bismillahirrahmenirrahim

Cenabı Hak şöyle buyuruyor:

Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik.

O'nun doğduğu çağda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuş, insanlar kendi elleriyle yaptıkları putlara tapar hale gelmiş; İnsanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaşanmaz hale gelmişti. 

Tarih: Milâdî 571, Nisan ayının yirmisi. Fil Vak'asından elli veya elli beş gece sonra. 

Kamerî aylardan Rebiülevvel ayının on ikinci gecesi. Mekke'de mütevazı bir ev. Günlerden Pazartesi. Vakit, vakitlerin sultanı seher vakti. Bu mütevazı evde ve bu eşsiz vakitte muazzam ve eşsiz bir hadise vuku buldu: Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (a.s.m.), dünyaya gözlerini açtı! Bu göz açışla birlikte âlem, sanki birden elem ve mâtemini unutarak sürura gark oldu. Karanlıklar, ânında nurla yırtılıverdi.
 

Âdem aleyhisselam Cennetten çıkarılınca, "ya Rabbi, Muhammed aleyhisselamın hürmetine beni affet" diye dua etti. Allahü Teâlâ ise, [ne cevap vereceğini bildiği halde diğer insanların duyması için] “Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem aleyhisselam da, "Arşta "Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resulullah" yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanın ismini layık görürsün" dedi. Allahü teâlâ buyurdu ki: “Ya Âdem doğru söyledin. O bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed olmasaydı, seni yaratmazdım.”

Hadisi kutside Cenabı Hak:

Habibim Ahmet ve rasülüm Ya Muhammed sen olmasaydı bu alemleri yaratmazdım hadisi muhatap olan paygamberin ümmeti olmak bizi fazlasıyla mutlu mesut etmektedir.

Mevlid Gecesi, bütün İslâm âleminin mukaddes kabul edip ihya ettiği en mübarek gecelerden biridir. Yüce Yaratıcının insanlığa gönderdiği en son rahmet elçisi, İlahi vahyin son ve tamamlayıcı halkası Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) Efendimizin ALLAH’tan getirdiği ilahi daveti, mesajları anlamak, sünnetini ve O’nun bu doğrultuda ortaya koyduğu örnek ahlâkı özümsemek, O’na duyulan derin sevgiyi gönüllerden sözlere ve toplumsal bilince aktarmak amacıyla asırlardır Müslümanlar O’nun dünyaya gelişini Mevlid Kandili olarak kutlamaktadır

Mevlida kandili diğerlerinden üstündür. Çünkü peygamberimiz doğmasaydı bunların hiçbiri olmayacaktı.

Peygamber Efendimiz (SAV) daha dünyaya teşrif etmeden ve Peygamberlikle görevlendirilmeden ona inananlar olmuştu. şairimiz Arif Nihat Asya bu gerçeği şöyle dile getirir:

Günler, ne günlerdi yâ Muhammed
Çağlar ne çağlardı
Daha dünyaya gelmeden
Müminlerin vardı.


Milli Şairimiz Mehmet Akif de, Peygamber Efendimizin gelişini, bütün insanlığın beklediğini şu mısraları ile anlatır:

On dört asır evvel, yine bir böyle geceydi,
Kumdan, ayın on dördü, bir öksüz çıkıverdi!
Lâkin, o ne hüsrandı ki hissetmedi gözler
Kaç bin senedir, halbuki, bekleşmedelerdi!
[


Peygamberimizin doğum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O'nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve bağlılığının bir ifadesidir.
Kuranı kerimi anmadan da gecmeyelim. Kuranı Kerim Hz Muhammede ve biz ümmete inen ve muhafazası kıyamete kadar devam edeceği muhtevasında belırtılen kutsal kıtabımızdır.İlk inen ayeti (oku) emri celilesidir.Mevla bihakkın rehber edinmeyi nasip eylesin.


Bununla beraber, O'nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak başta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O'nun sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmış oluruz.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete değil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. O'nun diğer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur:

"Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bilmezler."
(Sebe, 28)

İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber'in tebliğ ettiği ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiş şekli olan onun sünnetine ihtiyacı vardır. O'nu örnek almak, Kur'an'a uymaktır. Çünkü Hz. Aişe (r.a.)'nın ifâdesiyle O'nun ahlâkı Kur'an'dı. (Müslim, Misâfirîn, 139). Kur'an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed'in inananlar için en güzel örnek olduğunu bildirmekte ve bu hususta şöyle buyurulmaktadır:

"Andolsun, Allah'ın rasûlünde sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar için ve Allah'ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır." (Ahzâb, 21)

Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail'in duaları ve İsa aleyhi's-selam'ın müjdesi gerçekleşmiş oluyordu. Kur'an-ı Kerim'de hikâye edildiğine göre Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail, Kâbe'yi inşa ederlerken şöyle dua etmişlerdi:

وَاِذْ  يَرْفَعُ اِبْرَهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمَعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah'ın temellerini yükseltiyor (ve şöyle dua ediyorlardı.) Ey Rabbimiz, bizden bunu kabul buyur,sen işitensin bilensin.

رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَآ اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

Ey Rabbimiz, bizi sana boyun eğenlerden kıl, soyumuzdan da sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et, zira tövbeleri çokça kabul eden ancak sensin.

رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ اَيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Ey Rabbimiz, onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir Peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin''

Hz. İsa da şu müjdeyi vermişti.

وَاِذْ قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ يَابَنِى اِسْرَآئِيلَ اِنِّى رَسُولُ اللهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَىَّ مِنَ التَّوْرَيةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَأْتِى مِنْ بَعْدِى اسْمُهُ اَحْمَدُ فَلَمَّا جَآءَ هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُبِينٌ

“Ey İsrailoğulları, ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir Peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti."

Bir gün Ashab-ı kiram Peygamberimizden hayatının ilk günlerini anlatmasını rica etmişler, O da şu sözleri söylemişti:

“Ben, atam Hz. İbrahim'in duası, kardeşim Hz. İsa'nın müjdesi, annem Âmine'nin rüyasıyım, annem bana hamile olduğu sırada bir rüya görmüştü: İçinden bir nur çıkmış ve bu nur Suriye'deki sarayları aydınlatmıştı."

Sünnet deyimi üzerinde kısaca duracak olursak şunları söylemek mümkündür:

Sünnet, kişinin yapmayı adet haline getirerek kendisinden sapmayı düşünmediği yol, yöntem, düşünce ve yaşam biçimidir. Allah Teâlâ da Kur’an’ı kerimde kendisinin hiç değiştirmeden toplumlara uyguladığı yasası için “Sünnetullah” tabirini kullanmaktadır. (Fatır 35/43)

Sünneti Resulullah ise, Allah’ın elçisinin bir ömür takip ettiği yol, usül ve ilkeler anlamında kullanılmaktadır. Burada bizim kastımız olan sünnet ile Usulü fıkıhta “nafile” anlamında kullanılan sünnet arasında bir benzerlik söz konusu değildir. Bizim burada üzerinde durduğumuz ‘ve açıklamaya çalıştığımız sünnet, Resulullah’ın bir ömür hiç ayrılmadan Kur’an’a bağlanarak takip ettiği yol anlamındaki sünnetidir ki, bu sünnete uymak tüm ümmet için farzdır. Yani yapılıp yapılmamasında insanın muhayyer bırakılmadığı ve zorunluluk taşıyan keyfiyet manasındadır.

İşte bu manadaki sünnetin bütün Müslümanlar için bağlayıcı olduğu bilinmelidir. Zira Resulullah, Allah’ın elçisidir. O’nun dininin ilk kabul edeni ve ilk uygulayanıdır. Vahyin ilk uygulayıcısı olması bakımından peygamber(as) uygulamaları biz Müslümanları bağlar. Bu bağlayıcılık aslında Kur’an’ın bağlayıcılığıdır. Zira peygamberi de bağlayan Kur’an’dır.

Hz. Aişe (r.a.)'nin şu güzel sözü Kur'an sünnetin ayrılmaz iki parça olduğunu açıkça bildirmektedir. Allah Rasulü'nün ahlakını soranlara,; "Onun ahlakı Kur'an idi." diyordu. Bu söz hem Allah Rasulü'nün sözleri, fiilleri ve tasviplerinin Kur'an'a dayandığını, hem de, "Hiç şüphesiz sen yüce bir ahlak üzeresin." ayetinin içerisinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Hz. Aişe (r.a.)'nın bu veciz sözü Kur'an ile sünnetin birbirinden ayrılmaz bir bütün olduğunu ve sünnetin ağırlıklı olarak Kur'an'ın hayata dönüştürülmesi olduğunu beyan etmektedir.

Sünnet ile hadisleri karıştırmadan yerli yerine koymalıyız. Kur’an’ın sünnet ile olan ilişkisine gelince, Kur’an’ın sünnet ile olan ilişkisi, bir şeyin aslı ile olan ilişkisi gibidir. Asla bir birinden ayrı düşünülemez. Bazılarının dediği gibi Kur’an sünnete muhtaç değil, sünnet Kur’an’a muhtaçtır. Kur’an olmadan sünnet olmaz. Kitabı ve İmanı Peygambere öğretenin de Kur’an olduğunu unutmamamız gerekmektedir.

Mevlid gecesinde bol bol salavat okuyalım. Tevbe istiğifa edelim. Sadece bu gecelerde değilde her gece ve her gün bunu yapmaya şiar edinelim.

Mevlid Kandiliniz Mübarek Olsun. Dualarımız kabul olsun (AMİİN)

Etiketler
Yorum Yap
Advert Advert Advert
Advert
HAVA DURUMU
Gün
Bugün
Sıcaklık
18°C / 10°C
Durum
GökGürültülü Sağnak Yağışlı
NAMAZ VAKİTLERİ
İmsak
03:12
Güneş
05:09
Öğle
12:49
İkindi
16:46
Akşam
20:17
Yatsı
22:03
Advert
ANKET
TÜMÜ

Kastamonuspor PTT 1. Lig'e çıkabilirmi ?

sanalbasin.com üyesidir